PKK
2003 yılında yaşadığı, Strasbourg yakınlarındaki Selastat kentinde kimsesizler yurdu açmak için organizasyon düzenleyen işadamı Süleyman Soğan, topladığı parayı PKKya kaptırınca hukuk mücadelesi başlattı. Ancak Soğanın bu girişimi hayatını kabusa çevirdi. Komalık olana kadar dayak yedi, 14 yaşındaki oğlu Hakan PKK tarafından kaçırıldı, diğer oğlu aklını yitirdi, eşinin beyninde ur çıktı. Soğan ise ardı ardına açtığı davalarla hem PKKdan hem de PKKnın terörüne çanak tutan ülkeler ve kurumlardan şikayetçi oldu. Soğan, yıllar sonra serbest bırakılan oğlu Hakanı da yanına alıp, beş parasız hukuk mücadelesi sürdürüyor
Süleyman Soğan Maraş katliamının ardından Türkiyenin ve dünyanın dört bir tarafına dağılan Alevi ve Kürt kökenli bir yurttaştı. Bundan yedi yıl öncesine kadar dört oğlu ile Fransada yaşayan işadamı, babaannesi Elif Ana adına bir kimsesizler yurdu açmaya karar verdi. Ancak bu girişimi onun ve ailesinin kabuslarla dolu yıllarının başlangıcı oldu. Yaşadıkları Strasbourg yakınlarındaki Selastat kentinde, kimsesizler yurdu için yardım gecesi organize eden Süleyman Soğanın topladığı 25 bin Euroya PKK el koydu. Soğan, yetkililere başvurup, medyada da olayı açıklayınca PKKnın kara listesine girdi. PKK Soğandan intikamını o zaman 14 yaşında olan oğlu Hakanı kaçırarak aldı. Oğlunun Kandile götürülmesi üzerine çılgına dönen baba Soğan, oğlunu PKKdan geri alabilmek için ABDden Iraka kadar 50 ülke gezdi. Türk, Fransız ve Amerikan istihbaratlarıyla görüştü, hatta NATOya ulaştı. PKKnın Avrupa temsilcileriyle buluşarak Sefkan kod adı verilen oğlunu geri vermeleri için yalvardı. Tüm bu girişimlerinden yanıt alamayan acılı baba, PKKyı Türkiyeye karşı kullanmak için her türlü yasadışı eylemine göz yumdunuz, sorumlusu sizsiniz diyerek Fransız Devleti aleyhine iki milyon Euroluk tazminat davası açtı. Oğlunu bulma bahanesiyle araya giren bir yakını yüzünden örgütün tuzağına düşen Soğan, komaya girene kadar dayak yedi. Pes etmeyen Soğan bu kez kendisini dövenlerden şikayetçi oldu ama bundan da bir sonuç alamadı. Kendine gelir gelmez yine oğlunun peşine düştü. Fransız istihbaratından Cumhurbaşkanı Sarkozyye kadar ulaşabildiği herkesten, oğlunu geri getirmelerini istedi. Ve Fransız istihbaratı 2009 yılında, yani başvurudan tam altı yıl sonra Süleyman Bey ile temasa geçerek PKKnın oğlunu bırakacağını açıkladı. HAKAN DÖNDÜ AMA YAŞAYAN ÖLÜDEN FARKSIZDIBu sefer başka bir mücadele başladı: Sorumlulara yaptıklarını ödetmek ve Hakanı yeniden hayata bağlamak… Süleyman Soğan çocuğunun geleceğini kurmak için çırpınmaya başladı. En son Fransız İçişleri Bakanlığını dava etti. Oğlunun hayatının kararmasından İçişleri Bakanlığını sorumlu tuttu ve Nasıl olur da bir örgüt göz göre göre 14 yaşındaki bir çocuğu bu kadar kolay kaçırır, sınır dışına çıkarır ve dağa kaldırır diyerek, oğlunun mağduriyetinin giderilmesini ve geleceğinin garanti altına alınmasını istedi. Mahkeme, Fonds de Garantie (FG) adı verilen kuruma Hakanın mağduriyetinin giderilmesi için yazı gönderdi. Son aşamada FG, Hakanın hayatını sürdürmesi için yardım etmeyi kabul etti. Bugün 22 yaşında olan ve gerekli belgeler tamamlandıktan sonra maddi bir kalkan altına alınacak olan Hakan hala yaşadıklarının etkisi altında. Süleyman Bey ve eşiyse hayli zor durumda. Bütün maddi birikimleri oğulları geri getirme mücadelesinde harcayan, PKK tarafından bölgedeki Kürt göçmenler aracılığıyla maddi ambargo uygulanan ve iflasın eşiğine gelen Soğanın bir oğlu uzaklaşıp Almanyaya yerleşti diğer oğlu aklını yitirdi. Eşinin ise yaşadığı üzüntü ve sıkıntıların ardından beyninde ur çıktı. Soğanın açtığı davaları devam ettirecek parası da yok. Süleyman Soğana halen ayakta kalmaya çalıştıkları Strasbourg yakınlarındaki Selastat kentinde ulaştık.HER SABAH EVİN ETRAFINDAKİ ÇALILARI YOKLUYORDUK BELKİ OĞLUMUZU GETİRİP BURAYA ATMIŞLARDIR DİYENasıl kaçırıldı Hakan?- PKKnın evimi basıp paralara el koymasından kısa süre sonra, 13 Mart 2003te Selastatda Yorgunuz biraz dinlenelim diye geliyor Talip Kaynar, Bayram Çamur ve Kazım Ocak. Hanım, lokantada karınlarını doyuruyor. Ben Almanyada düğündeydim. Sonra dinlenmek için eve gidiyorlar. Bunlardan biri sonradan tanıdık çıktı. Küçük yer zaten. Hakan eve geliyor. Evden alıp arabaya koyup narkozla bayıltıp götürüyorlar. Hakan çırpınıyor ama maalesef yeterli olmuyor. Nasıl öğrendiniz oğlunuzun kaçırıldığını, ne yaptınız?- Eşimin kaçırmadan haberi yok. Oğlan eve gelmiyor diye beni arıyor. Ben hemen geliyorum. Bakıyoruz, adamlar yok. Anlıyoruz. Geri getirirler diye birkaç gün bekledik. Baktık yoklar. Karakola giderek suç duyurusunda bulundum. Polis oğlumu kaçıran Bayram Çamur ve Talip Kaynar adlı PKKlıları yakaladı. Ama 13 ay sonra serbest bıraktı. Fransız savcı bana, Dosya kapanmıştır dedi. Çocuğumun geri getirilmesi için tüm girişimlerim sonuçsuz kalıyordu. Tam umudumu yitirmişken bir gün PKKlılar oğlumun dağda yaşadığına dair fotoğraflar göstererek, Oğlunu getirdik, gel görüş diye beni çağırdılar. Hemen gittim. Pusuydu. Demir sopalarla beni komalık edene kadar dövdüler. Beni evine çağırıp pusuya düşüren Kazım Ocaktan şikayetçi oldum. Hala davası sürüyor ama sonuç yok. Kazım Ocak elini kolunu sallayarak dolaşıyor dışarıda.Sonra ne oldu da altı yıl 11 ay sonra oğlunuzu serbest bırakmaya karar verdiler?- Benim ısrarım yüzünden. Dünyayı dolaştım. Bununla da kalmadım, 2003 yılında Fransız Devleti aleyhine iki milyon Euroluk tazminat davası açtım. Ardından beni dövenler hakkında dava açtım. Baktılar ben vazgeçmiyorum, NATOda, BMde bile konuşuyorum oğlum için; hatta örgütün Avrupa sorumlusu Rıza Altun vardı. Ona bile, Kargalar gibi ana kuzularının üzerine çullanıyorsunuz. Hiç mi vicdanınız yok. O daha 14 yaşında ana kuzusuydu. Oğlumu bana geri verin diye yalvardım. Rıza Altun beni anladığını ama Hakanın yerini söyleyemeyeceğini dile getirdi. Sarkozyye kadar bütün Fransız makamlara yazı yazdım. Ardından Cumhurbaşkanı, Genelkurmay, Başbakan, Adalet ve Dışişleri Bakanı gibi bütün Türk makamlarına da yazdım. Sonunda Fransız makamları devreye girdi ve oğlumun dönüş yolu açıldı.Nerede teslim ettiler?- Hakan, 2009 yılında Erbil Konsolosluğunun önünde, Fransız İstihbaratı DGSE elemanlarına teslim edildi. Fransanın Erbil Büyükelçisi vardır. Frederic Tissot. O beyefendiye şükran borçluyum. Büyük emeği vardır Hakanın serbest bırakılmasında. Oğlumu Erbil Konsolosluğunun önüne bıraktılar. Konsolos burada 27 gün, oğlumun güvenlik içinde kalmasını sağladı. Fransız istihbaratından benimle irtibata geçtiler. Sesini önce telefonda duydum. Ardından bir savaş helikopteriyle Fransaya getirildi. Charles de Gaulle Havalanında bize teslim ettiler.Peki nasıl kaçırmışlar?- Irakta ölen gençler adına sahte pasaportlar yapıyorlar. Onlarla çıkarıyorlar sınırdan. 14 YAŞINDA ANAKUZUSUYKEN GİTTİ 20 YAŞINDA DELİKANLI OLARAK GELDİOğlunuzu gördüğünüzde ne yaptınız?- Annesi düşüp bayıldı. Ama çok sevinçliydik hepimiz. Mucize gibiydi. 14 yaşında gitti, 20 yaşında delikanlı olarak geldi. Şimdi 22 yaşına giriyor.Psikolojisi nasıl?- Önceden tam bir ana kuzusu, 14 yaşında bile annesiyle uyumak için fırsat kollayan, sevgiyle büyümüş bir çocuktu. Ortaokula gidiyordu. Ama geldiğinde çok değişmişti. Donuk bakıyordu. Altı yıl boyunca yaşadıklarını anlatmadı. Sorduğumuzda sinir krizleri geçirdi. Biz de sormadık. Bazen şiddet eğilimi bile gösteriyor. Ama biz onu anlıyoruz. O şiddetlendikçe biz ona daha çok sarılıp öpüyoruz. Öyle durdurabiliyoruz. Konuşmuyor, hiçbir girişimde bulunmak istemiyor, hatırlamak dahi istemiyor. Sanki o yılları yaşamamış gibi kabul etmeye çalışıyor. Artık okul şansı da yok… Dükkanda bize yardım ediyor, internette dolaşıyor, günleri böyle geçiyor. Türkiyeye gittiniz mi hiç?- Evet, oğlum gelir gelmez ilk iş Türkiyeye gittik. Bu size verdiğim yetişkin fotoğrafları, Türkiyede pasaport almaya gittiğimizde çektiğimiz fotoğraflar. 221 sayılı pişmanlık yasasından yararlandı. Türkiyede yetkililerin ilgili tavrı gerçekten beni duygulandırdı. Pasaportunu aldı, kimliğini aldı. Buraya döndük. Yaşamınızda neler değişti? Yedi yıla yakın oğlunuzun peşinde koştunuz, uğraştınız. İşiniz, eviniz, diğer çocuklarınız ne oldu bu süreçte?- Her şey battı. Ben bütün birikimleri oğlumu bulmak için kullandım. Amerikada BMnin bir toplantısında konuştum. Iraka, Erbile, Türkiyeye onlarca defa gittim. Paralar suyunu çekti. Üstelik örgüt üzerimde maddi-manevi baskı uyguladı. İnsanlara benimle ilişkilerini kesmeleri konusunda baskı yaptı. İşlerim bitti. Eskiden bölgeye döner eti pazarlardım. Şimdi yalnızca küçük bir döner dükkanı kaldı elimizde. Güzel bir çocuktu Hakan. Oğullarımın hepsi güzel çocuklardı. Hakanın abisi Ali aklını yitirdi. Birbirlerine çok yakınlardı çünkü. Görseniz güzel yüzüne bakmaya kıyamazsınız… Hakanın döndüğüne bile inanmadı. Onun Hakan değil, örgüt tarafından bizi öldürmekle görevlendirilen biri olduğunu söylüyor. Halen buraya 20 kilometre uzaklıkta bir akıl hastanesinde. İki günde bir ziyaret ediyoruz. Annesinin beyninde ur çıktı. Beni komalık edene kadar dövdüklerinde beynim hasar gördü. Araba kullanamıyorum. İlaçlarla ayaktayım. İkimiz de bittik. Her akşam, her sabah evin etrafındaki çalıları yokluyorduk. Belki oğlumuzu getirip buraya atmışlardır diye. Bu acı anlatılmaz. Allah kimseye evlat acısı vermesin.BU YALNIZCA BENİM DAVAM DEĞİL TÜRKİYENİN ONUR DAVASIDavalar ne durumda?- Fransız Devleti aleyhine açtığım tazminat davası sürüyor. Beni dövenlerle ilgili de dava açtım. Bir de İçişleri Bakanlığıdan davacı oldum, oğlumun zararlarının giderilmesi ve geleceğinin garanti altına alınması için onları mahkemeye verdim. Mahkeme başvuru dilekçemi, Bakanlığa bağlı Fonds de Garantie diye bir kuruma göndermiş. Kurumdan bize yazı geldi. Hakanın zararlarını tazmin edeceklerini ve geleceğini garanti altına alacaklarını söylediler. Benden ilgili belgeleri istediler. O belgeleri gönderdim. Şimdi nasıl bir koruma altına alacaklarını görmek istiyorum.Asıl dava olan iki milyon Euroluk tazminat davası. Neden hala sonuçlanmadı?- Avukat Fransız idi. Dosyayı da tam sahiplenemiyordu. Dosyayı geciktirdi. Emekli oldu sonunda. Şimdi bir Türk avukat tuttuk. O da 10 bin Euro istiyor. Bende bu para yok. Türkiyede başvurmadığım makam kalmadı, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, Başbakan, Adalet ve Dışişleri Bakanları…. Sonunda Strasbourg Konsolosluğuna başvurdum, Bu miktar bizi aşar dediler, beni Paris Başkonsolosluğuna gönderdiler. Parise başvurdum, aylardır yanıt yok. Bu dava yalnızca benim değil, ülkemizin onur davası. Kaçırılan, beyni yıkanan, alıkonan tüm çocuklarımız için bu mücadele. Ben bu davayı sonuna kadar götüreceğim. Ama maddi olarak katkıda bulunmalarını bekliyorum. Devletimiz beni buraya kadar destekledi. Bundan ötesinde de beni yalnız bırakmasınlar. Böylesine önemli bir dava böyle bitmemeli. PKK 3-4 avukat gönderiyor, parası çok. Fransız Devleti de güçlü ve olayı kapatmak istiyor. Elbette her ne pahasına olursa olsun ben bu davayı ölene kadar izleyeceğim. Şimdi Hakan ne olacak?- Evlendireceğiz, herkes gibi normal bir yaşama kavuşmasını sağlayacağız. Sayılıp seviliyoruz, çevremiz, dostlarımız, Türkiyede yakınlarımız var. Biz Alevi bir aileyiz ama bizim iki gelinimiz de Sünni. Bu tür ayrımları yapmıyoruz. Gelinlerim bizimle etle tırnak gibi. Biz, Türkiyedeki herkes için artık kardeşlik gelmesini istiyoruz. Kürt, Türk, Alevi, Sünni, bizler Anadolunun etle tırnak gibi artık ayrılmaz parçalarıyız. Bu kan dursun artık. Gençlerin hayatı karartılmasın…Bir fotoğrafın saatler süren hikayesiPerşembe günü Türkiyeden gelen bir telefon sonrası Frankfurttan Fransanın Strasbourg kentinin küçük kasabası Selestata yola çıktık. Hedefimiz, Soğan Ailesinin fotoğrafını çekmekti. 270 kilometre yolun iki saat süreceği umuduyla vakitlice geri dönmeyi düşünüyorduk. Tatilcilerin geri dönüş zamanına denk geldiğimiz için yol çok kalabalıktı. Bunun üzerine bir de yol yapım çalışmaları yolları daraltmış ve yer yer kapamıştı. Yolların açılmasını kuyruklarda saatlerce bekledik. Saat 14.00te varmamız gerekirken yere 17.30da varabildik. Baba Süleyman Soğan yağan yağmura rağmen bizi kasabanın girişinden aldı. Mütevazı dükkanına gittiğimizde bizi Türk misafirperverliğiyle karşıladılar, yorucu bir yolculuğun üzerine bu bizi çok mutlu etmişti. İstedigimiz tek şey fotoğrafı çekip yola koyulmaktı. Süleyman Beye Hakanı sorduğumuzda işyerinde olmadığını ve geleceğini söyledi. Akşama kadar dükkanda ve dükkana çok yakın olan evlerinde Hakanı bekledik. Ancak Hakan yoktu. Hâlâ yaşadığı olayın korkusunu atlatamamıştı. Hürriyetin geldiğini duyunca, evden kaçıp gitmişti. Baba Süleyman Soğan ise Hakanın eninde sonunda eve geleceğini söyledi. Hakanın gelmesi gece yarısını buldu. Ve fotoğrafını çektik. Dönüş yoluna koyulduğumuzda saat 00.30du. Frankfurta döndüğümüzde ise sabah saat 03.00ü bulmuştu. (Sabri Erdoğan ve Aslıhan Urcan)